top of page

Çok Teknik Bilmek İnsanı Yavaşlatır: Kahverengi Kuşak Sendromu ve "Karar Çubuğu"


Duvardaki sertifikalar insanı daha yavaşlatıyor olabilir

Her yeni öğrenilen teknik, her yeni asılan sertifika, bir "ihtiyat payı" izlenimi verir: bir gün ihtiyaç duyulursa elde bulunsun diye edinilen bir dağarcıktır. Ama insan karar verme mekanizmasının çalışma biçimi bu sezgiyi doğrudan tersine çevirir: dağarcık büyüdükçe, ona erişim süresi de uzar. Bu yazının iddiası basit ve rahatsız edici gelebilir: bir tehdide karşı elde otuz farklı cevabın bulunması, kişiyi hazırlıklı değil, yavaş kılar. Bunun nedeni disiplin eksikliği değildir; insan sinir sisteminin ölçülmüş ve tekrarlanmış bir yasasıdır.


Bu iddianın kaynağı motivasyon konuşmacıları değildir. Yirmi yılı aşkın süre bir Amerikan eyalet cezaevinde infaz koruma memuru ve müdahale ekibi eğitmeni olarak çalışmış, onlarca gerçek fiziksel çatışmayı bizzat yaşamış, bir pratisyen Rory Miller; bunu Meditations on Violence: A Comparison of Martial Arts Training and Real World Violence(2008) kitabının 2.6 numaralı bölümünde, kendi alan gözlemini bilişsel psikolojinin köklü bir bulgusuyla birleştirerek anlatır. Bu yazı o bölümün açtığı hattı takip eder: çok bilmenin neden az bilmekten daha tehlikeli olabileceğinin, bunun arkasındaki mekanizmanın ve buna karşı ne yapılabileceğinin izahıdır.


"Kahverengi Kuşak Sendromu"

Dövüş sanatları ve taktik eğitim camiasında tanıdık bir manzara vardır: yeni başlayan, elindeki üç dört tekniği güvenle uygular ve genelde işe yarar. Ama kademe ilerledikçe, kahverengi kuşağa, "operator" seviyesine, üçüncü dördüncü sertifika kursuna doğru, teknik dağarcığı büyür. Her yeni kurs yeni bir varyant, yeni bir "daha iyi" çözüm ekler. Tuhaf bir şekilde, gerçek bir baskı anında bu daha deneyimli, daha "donanımlı" kişi bazen yeni başlayandan daha kötü performans gösterir. Miller buna "Brown Belt Syndrome", kahverengi kuşak sendromu, adını verir: çok fazla "havalı" teknik bilmenin, doğru olanı seçmeye çalışırken yenilmeye alan açtığını iddia eder.

Bu bir tembellik ya da disiplin sorunu değildir. Bu, seçenek sayısıyla karar süresi arasındaki matematiksel bir ilişkinin doğrudan sonucudur.


Hick Yasası: Seçenek arttıkça zaman kaybolur

1952'de William Edmund Hick, ardından 1953'te Ray Hyman, basit bir deneyle bilişsel psikolojinin en sağlam ve en çok tekrarlanan bulgularından birini ortaya koymuştur (Hick, 1952; Hyman, 1953): bir kişiye sunulan seçenek sayısı arttıkça, doğru tepkiyi seçme süresi de artar; üstelik doğrusal değil, logaritmik bir ilişkiyle (tepki süresi ≈ seçenek sayısının log₂'siyle orantılıdır). İki seçenek arasında karar vermek, sekiz seçenek arasında karar vermekten çok daha hızlıdır; ama seçenek sayısını ikiye katlamak, karar süresini iki katına çıkarmaz, sabit bir miktar daha ekler. Bu bulgu o kadar sağlamdır ki literatürde kendi adıyla anılır: Hick-Hyman Yasası.


Burada bilimsel dürüstlük payı düşmek gerekir, çünkü bu konuda abartılan bir popüler versiyon vardır. Hick ve Hyman'ın orijinal deneyleri, laboratuvarda ışıklara basma gibi basit, ayrık, önceden tanımlanmış uyaran-tepki eşleşmeleriüzerinde yapılmıştır; bir kılıftan kütleye tabanca çekme, bir bıçak salatosu gibi karmaşık, çok eklemli, yüksek düzeyde otomatikleşmiş motor dizileri üzerinde değil. Uzman bir atıcının veya dövüşçünün elinde, iyi pekiştirilmiş bir teknik artık "seçenekler arasından seçim" olarak değil, tek bir "chunk" (bütünleşik motor programı) olarak çalışır; bu noktada Hick Yasası'nın klasik laboratuvar bulgusu birebir aynı biçimde geçerli olmayabilir. Proctor ve Schneider'in (2018) kapsamlı derlemesi, tekrar ve pratiğin yasanın öngörüsünü nasıl değiştirdiğini, bilim insanları arasında hâlâ tartışılan bir konu olarak sayar; yani bu, keyfi biçimde öne sürülmüş bir itiraz değil, literatürün kendi kabul ettiği bir sınırdır. Ama Miller'ın önerdiği mekanizma bu itirazı da içine alır: sorun "eldeki her bir teknik iyi pekiştirilmemiş mi" değildir, sorun "hangi tekniği kullanacağım" sorusunun kendisinin bir seçim anı, yani bir Hick-tipi karar noktası yaratmasıdır. Teknik ne kadar iyi pekiştirilmiş olursa olsun, "A mı B mi C mi" sorusu baskı altında sorulduğu anda saniyenin kesirleri kaybedilir; gerçek bir çatışmada saniyenin kesirleri, hayatta kalanla kalmayanı ayırır.


Chunking: Neden iyi pekiştirilmiş bir teknik "seçenek" sayılmaz

Yukarıdaki itirazın çözümü, motor öğrenme literatüründeki köklü bir modelde yatar. Paul Fitts ve Michael Posner'ın Human Performance (1967) kitabında öne sürdüğü üç aşamalı beceri edinimi modeli (bilişsel aşama, ilişkilendirme aşaması, otonom aşama), bir hareketin "seçim gerektiren bir düşünce"den "tek parça bir refleks"e nasıl dönüştüğünü tarif eder. Otonom aşamaya ulaşmış bir hareket artık bilinçli dikkat kaynağı tüketmez; nörolojik olarak tek bir birim, bir "chunk" (yığın) olarak depolanır ve tetiklendiği anda bütün halinde çalışır. Bu, Hick Yasası'nın "seçenek sayısı" değişkenine hiç girmez, çünkü artık bir seçenek değil, tek bir çıktıdır.


Bu, Miller'ın "meta-strateji" önerisini bilimsel olarak daha keskin hale getirir: sorun bireysel bir tekniğin kötü pekiştirilmiş olması değildir (o zaten ayrı bir problemdir: yetersiz tekrar). Asıl sorun, ne kadar iyi pekiştirilmiş olurlarsa olsunlar, birbirine rakip çok sayıda chunk'ın aynı üst-seviye niyete bağlanmış olmasıdır. Elde on tane mükemmel pekiştirilmiş bilek kilidi varyantı bulunsa bile, "hangisi kullanılacak" sorusu üst seviyede hâlâ bir Hick-tipi seçim anıdır. "Karar çubuğu" tam olarak bunu çözer: üst seviyede seçilen şey bir teknik değil bir niyettir ("yılanı zehirini etkisizleştir"), ve o niyetin altında hangi spesifik chunk'ın tetikleneceğine bilinç değil, durumun geometrisi (mesafe, açı, tutuş) karar verir; bu da artık bir Hick-tipi seri karar değil, motor sistemin kendi otomatik seçimidir.


OODA döngüsü: Zaman nerede kayboluyor

Miller bu bulguyu, Albay John Boyd'un OODA döngüsü (Observe–Orient–Decide–Act: Gözlemle–Yönel–Karar Ver–Uygula) çerçevesine bağlar; bu, Boyd'un hiç resmi olarak yayımlamadığı, ama "Patterns of Conflict" brifingi ve ölümünden sonra derlenen A Discourse on Winning and Losing (haz. Grant T. Hammond, 2018) aracılığıyla askeri ve stratejik literatürün standart referansı hâline gelmiş bir çerçevedir. Boyd'un modeline göre her karar dört adımlı bir döngüden geçer ve rakibinden önce bu döngüyü tamamlayan taraf avantajı elinde tutar. Miller'ın alan gözlemi nettir: zaman en çok döngünün ortasındaki iki adımda, "Yönelme" (Orient) ve "Karar Verme" (Decide) adımlarında, kaybolur. "Gözlemle" ve "Uygula" nispeten daha hızlıdır; asıl darboğaz, gözlemlenen şeyin ne anlama geldiğini çözmek ve ardından ne yapılacağına karar vermekte oluşur.


Bunun taktik sonucu ziyadesiyle ağırdır: bir saldırganın "uygulama" (act) adımı, savunanın "gözlemle" (observe) adımının tetikleyicisidir. Saldırgan saldırıyı başlattığında zaten kendi döngüsünün dördüncü adımındadır; savunan ise henüz birinci adımdadır. Savunan taraf zaten bir tur geriden başlar. Bu geride başlayan taraf, üstüne bir de "Karar Ver" adımında otuz teknik arasından seçim yapmaya çalışıyorsa, o açık kapanmaz, tam tersine büyür.


Askeri ve kolluk okuyucu için bu, tanıdık bir doktrin dilinde karşılık bulur: OODA döngüsünü kısaltmak, klasik "gözlem kabiliyetini artır" tavsiyesinin çok ötesinde bir şeydir; döngünün orta iki adımını daraltmak, yani karar ağacını basitleştirmektir. Sportif atıcı için de aynı mantık geçerlidir: bir stage'de duraksama genelde nişan almakta değil, "hangi sırayla, hangi teknikle hedefe angajman?" sorusunun cevaplanmasında yaşanır.


Çözüm: Karar ağacını "karar çubuğuna" indirgemek

Miller'ın önerdiği çözüm daha az eğitim değildir; eğitilen şeyin mimarisini değiştirmektir. Bunu "meta-strateji" olarak adlandırır: onlarca farklı tekniği birbirinden ayrı, karşılaştırılması gereken seçenekler olarak saklamak yerine, hepsini tek, bütünleşik bir tepkiye kodlamayı önerir. Miller'ın kendi örnekleri şunlardır: "yılanı zehrini etkisizleştir" (defang the snake), saldırganın silahını veya aracını (genelde eli ya da kolu) devre dışı bırakmaya odaklanan tek bir hareket kümesi; "merkezi al" (take the center), pozisyon ve denge üstünlüğü kuran tek bir hareket kümesi ile; "hasar ver" (do damage), doğrudan etkisizleştirmeye yönelen tek bir hareket kümesi.

Bunların her biri, aslında düzinelerce spesifik tekniğin (bilek kilidi, dirsek darbesi, göğüs itmesi, ayak süpürmesi) altında toplandığı bir çatı niyettir. Kritik nokta şudur: baskı altında beyin "bilek kilidi mi dirsek darbesi mi" diye seçim yapmaz; "yılanı zehirsizleştirmem lazım" diye tek bir niyeti seçer ve vücut, önceden pekiştirilmiş motor repertuvarından o niyete uygun olanı otomatik olarak üretir. Miller bunu "decision stick" (karar çubuğu) metaforuyla özetler: çok dallı bir karar ağacı yerine, tek dallı bir çubuktur. Seçim noktası üç dört niyete indiği anda, Hick-tipi gecikme de o oranda küçülür.


Bu, Gary Klein'ın Sources of Power: How People Make Decisions (1998) kitabında tarif ettiği Recognition-Primed Decision (RPD) modeliyle de doğrudan örtüşür: gerçek uzmanlar (itfaiye amirleri, pilotlar, komutanlar) bir krizde seçenekleri karşılaştırıp puanlamaz; durumu tanıdık bir kalıpla eşleştirip akla gelen ilk makul eylemi uygular. Miller'ın "karar çubuğu" ve Klein'ın "örüntü tanıma"sı aynı ilkenin iki farklı disiplinden görünümüdür: uzmanlık, seçenek sayısını artırmak değil, doğru anda ihtiyaç duyulan seçenek sayısını azaltmaktır.


Karşı taraf da aynı zayıflığa sahip: OODA'yı kasıtlı kırmak

Miller'ın kitaptaki analizinin ikinci, daha az konuşulan yarısı şudur: seçenek fazlalığı kişiyi dondurabiliyorsa, aynı mekanizma karşı tarafı dondurmak için de kullanılabilir. Bunu beş madde halinde özetler:

  1. Tanımlanamayan uyaranlar insanları kilitler. Beklenmedik, kategorize edilemeyen bir durumla karşılaşan biri "bu nedir" sorusuna takılıp kalır; bu da bir Hick-tipi gecikmedir, ama bu sefer istemli olarak yaratılmıştır.

  2. Eksik bilgiyle harekete geçebilmek gerekir. Tüm bilgiyi bekleyen taraf döngüsünü asla tamamlayamaz.

  3. Planı olan biri, plan bozulduğunda donar. Ne kadar detaylı ve rijit bir plana bağlıysa, beklenmedik bir sapma o kadar felç edicidir.

  4. Sürekli baskı (barrage) karşı tarafın döngüsünü sürekli sıfırlar. Rakip her toparlanma girişiminde yeniden "gözlemle" adımına döner, hiçbir zaman "uygula"ya ulaşamaz.

  5. Buna karşı çözüm, kendine referanslı bir tetikleyici geliştirmektir. "Donduğumu hissediyorum" anının kendisini, dışarıdan bir işaret beklemeden, otomatik bir karşı-harekete geçiş sinyaline dönüştürmektir.


Bu beşli madalyonun iki yüzünü gösterir: kişinin kendi karar ağacını daraltması onu hızlandırırken, karşı tarafın karar ağacını (kasıtlı ya da kasıtsız) genişletmek onu yavaşlatır. Aynı yasa iki yönde de işler.


Bu ilkenin iki farklı sahada nasıl göründüğüne bakmak faydalıdır. Kolluk ve askeri tarafta, bir CQB (yakın mesafe muharebe) ekibinin kapı açtıktan sonraki ilk saniyesi tam olarak bu beşliyle şekillenir: içeride ne bulacağını bilmeyen (madde 1), eksik bilgiyle harekete geçmesi gereken (madde 2), önceden kurduğu senaryodan sapma olduğunda donma riski taşıyan (madde 3) bir ekip söz konusudur. İyi eğitilmiş ekipler bunu, "oda tipi ne olursa olsun ilk üç saniyede yapılacak şey" gibi küçük, sabit bir karar çubuğuyla çözer; odanın içeriği değişse de karar ağacı değişmez.


Sportif atıcılıkta aynı mekanizma stage tasarımının kendisinde saklıdır. İyi tasarlanmış bir IPSC/IDPA stage'i, tam olarak "tanımlanamayan uyaran" ve "plan bozulması" (madde 1 ve 3) üretecek şekilde kurulur: beklenmedik bir no-shoot hedef, örtülü bir engel, patlama sesiyle aktif hale gelen görünür kılınan bir VB (Görüş engeli) standart sırayı bozan bir port pozisyonu. Stage'de kendi "walk-through " sırasında onlarca yaptığı imajinasyon, alternatif rota ve teknik arasında gidip gelen atıcı, mermi sesiyle birlikte tam da o hazırlanmamış anda yakalanır; tereddüt, split sürelerinde doğrudan görünür hale gelir. Stage kronometresi bu yüzden Hick-tipi gecikmenin en objektif ölçüm araçlarından biridir: iki eşit derecede yetenekli atıcı arasındaki transition farkının büyük kısmı, kas hızından değil, karar ağacının genişliğinden kaynaklanır.


Karşı-argüman: "Hiç yeni teknik öğrenmeyelim mi?"

Bu noktada dürüst olmak gerekir, çünkü aksi halde iddia bir karikatüre dönüşür. Motor öğrenme literatüründeki bir diğer sağlam bulgu, değişken pratik (variability of practice), geniş bir hareket dağarcığıyla antrenman yapmanın uzun vadede transfer edilebilirliği ve adaptasyon kabiliyetini artırdığını gösterir. "Az teknik öğren" tavsiyesi, kelimesi kelimesine alınırsa, kendi kanıt tabanıyla çelişir.


Bu çelişki aslında bir kategori hatasından kaynaklanır. Bu yazının iddiası antrenman genişliği/zenginliğine değil, "canlı" karar menüsünün genişliği/karmaşıklığına karşıdır. Dojo'da, poligonda, force-on-force senaryosunda onlarca varyant deneyip hangisinin bedene ve duruma uyduğunu keşfetmek, uzmanlığın nasıl inşa edildiğinin ta kendisidir ve vazgeçilmezdir. Sorun, bu keşif sürecinin sonunda elemeyi hiç yapmamaktır: antrenmanda denenen otuz varyantın otuzunu da "gerçek anda kullanılabilir" kategorisinde tutmaya çalışmak. Gary Klein'ın RPD modelinde de deneyim, seçenek sayısını artırarak değil, hangi örüntünün hangi tepkiyle eşleştiğine dair daha isabetli, daha az sayıda eşleşme kurarak uzmanlığa dönüşür. Genişlik antrenmanda kalmalıdır; sahaya, poligona, gerçek ana taşınan şey elenmiş, daraltılmış "karar çubuğu" olmalıdır.


Bu eleme zorunluluğu tekniğe özgü değildir; ekipman düzeninde de aynı şekilde işler. Bir senaryo parkurunda aynı zayıflık, teknikte değil ekipman düzeninde ortaya çıkar: şarjörlerin bir düzlem üzerindeki erişim açısı ve konumlandırma ergonomisi, kaç farklı yerleştirme biçiminin denenip hiçbirinin antrenmanda kesin olarak seçilmediği bir alandır. Sonuç, çatı niyetin bu kez teknikte değil ekipman kullanımında eksik kalmasıdır: parkur ortasında zorunlu her şarjör değişimi, önceden verilmiş bir kararın uygulanması değil, canlı bir Hick-tipi seçimdir.

 

Üç kitleye, üç farklı sonuç

Askeri ve kolluk için bu, tanıdık bir doktrin ilkesinin bilişsel açıklamasıdır: angajman kurallarının ve standart operasyon prosedürlerinin neden "her ihtimale bir cevap" değil, "az sayıda, iyi pekiştirilmiş tepki kümesi" etrafında kurulduğunun nedeni budur. Basitleştirme bir tembellik değil, bir hız mühendisliğidir.


Sportif atıcı için bu doğrudan bir itirazdır: her yıl yeni bir kurs, yeni bir "daha iyi" transition tekniği, yeni bir kılıftan çekme varyantı edinmek (özellikle bunları eskisiyle karşılaştırıp "hangisi daha iyi" diye tartarak antrenman etmek) stage performansını iyileştirmek yerine kötüleştirebilir. Ekipman ve teknik edinme kültürü (yeni sertifika, yeni "grip," yeni stance okulunun bir önceki kursta öğretilenle çelişmesi) Hick Yasası'nın öngördüğü tam senaryoyu inşa eder: baskı altında, karşılaştırılması gereken bir yığın rakip seçenek.


Bu edinim eğiliminin arkasında çoğu zaman pedagojik değil ticari bir mantık vardır: öğrenci havuzunu büyütmek isteyen bir eğitmen kesimi ortaya çıkmıştır, gerekli olsun olmasın her yeni yöntemi "bu, öğrencinin gelişimine katkı sağlayacaktır" diye paketleyip satar. Bu cümle bir öğrenme gerekçesi değil, bir satış cümlesidir; faturasını eğitmen değil, o fazladan dalı gerçek bir tehdit anında seçmek zorunda kalan öğrenci öder.

Ortak sonuç: Soru "kaç teknik biliyorum" değil, "baskı altında elimde kaç tane rakip seçenek var" olmalıdır. Teknik dağarcığını büyütmek, ancak eskiyi elemek ve yenisini eskisinin yerine koymak koşuluyla güvenlidir, üstüne eklemek değil. Aksi halde her yeni sertifika, güvenlik hissi üreten ama gerçekte tepki süresini uzatan bir yük haline gelir.


Temsili (kurgusal, belirli bir kişiye veya olaya dayanmayan) bir örnek bunu somutlaştırabilir. Birinci atıcı, kılıftan çekme için tek bir yöntem öğrenmiş ve on bin kez tekrarlamıştır. İkinci atıcı ise, son üç yılda katıldığı dört farklı kursta dört ayrı "daha verimli" kılıftan çekme yöntemi öğrenmiş, her birini birkaç yüz kez çalışmıştır. Toplam tekrar sayısı ikincisinde daha fazla olabilir; ama kritik anda (par time baskısı, ani tehdit, yorgunluk) ikincinin sinir sistemi, dört rakip motor programdan hangisinin devreye gireceğine dair örtük bir seçim yapmak zorunda kalır. Bu seçim bilinçli olmasa bile ölçülebilir bir gecikme üretir; atıcının "seçtiğimi hissetmiyorum, otomatik yapıyorum" demesi bunu değiştirmez, çünkü gecikme bilinçli farkındalıktan değil, sinir sisteminin rakip programlar arasında yaptığı örtük arabuluculuktan kaynaklanır. Birincisi için böyle bir seçim anı yoktur, çünkü rakip yoktur; seçilecek ikinci bir şey olmadığında, arabuluculuğa da gerek kalmaz.


Pratiğe dökmek: "Karar çubuğu" nasıl inşa edilir

Teoriden pratiğe geçmenin somut bir yolu vardır, üç adımda:


1. Envanter çıkarmak. Belirli bir tehdit kategorisi için (yakın mesafe silah tehdidi, transition sırasında tutukluk, kapalı alanda sürpriz karşılaşma) elde şu anda kaç rakip cevabın bulunduğu dürüstçe listelenmelidir. Çoğu deneyimli pratisyen için bu sayı beklenenin üzerinde çıkar.


2. Çatı niyetlere indirgemek. Çatı niyet, onlarca rakip tekniğin ortak hedefini tek bir üst-karara indirger; seçim orada durur, teknik seviyesine hiç inmez. Listeyi teker teker karşılaştırmak yerine, Miller'ın örneğindeki gibi 3-4 üst-seviye niyete gruplamak gerekir ("mesafeyi kapat," "hattı boz," "aracı devre dışı bırak" gibi). Her niyetin altına birden fazla teknik düşebilir; bu sorun değildir, çünkü seçim artık niyet seviyesindedir, teknik seviyesinde değil.


3. Seçim anını antrenmandan çıkarıp hazırlığa taşımak. Hangi niyetin hangi durumda devreye gireceğine dair karar, poligonda ya da dojoda, sakin kafayla, önceden verilmelidir. Baskı altında olması gereken tek şey uygulamadır, seçim değil.


Kapanış: Duvardaki sertifika sayısı yanlış metrik

Eğitim camiasında "ne kadar çok bilirsen o kadar hazırlıklısın" varsayımı o kadar derine işlemiştir ki, bunun tam tersini söylemek bu düzenin kendi çıkarına ters düşer. Ama Hick Yasası'nın deneysel bulgusu ile Miller'ın onlarca gerçek çatışmadan çıkardığı klinik gözlem aynı noktada buluşur: gerçek bir krizde kişiyi kurtaracak şey dağarcığın büyüklüğü değil, ona ne kadar hızlı erişilebildiğidir. O erişim hızı, saklanan seçenek sayısıyla ters orantılıdır.

Asıl soru şudur: duvardaki sertifikalar gerçekten hız kazandırıyor mu, yoksa yalnızca "hazırlıklı" hissettiriyor mu? Bu ikisi aynı şey değildir; aradaki fark, tam da tetiğin çekilmesi gereken o çeyrek saniyede ortaya çıkar.


Yazar

Dr. Selçuk Aksak

Shooting Sport Instructor & Coach

IDPA CSO, Gunsmith

Burkut Academy




Kaynakça

  • Miller, R. (2008). Meditations on Violence: A Comparison of Martial Arts Training and Real World Violence.YMAA Publication Center. [Bölüm 2.6]

  • Klein, G. (1998). Sources of Power: How People Make Decisions. MIT Press.

  • Hick, W. E. (1952). On the rate of gain of information. Quarterly Journal of Experimental Psychology, 4, 11–26.

  • Hyman, R. (1953). Stimulus information as a determinant of reaction time. Journal of Experimental Psychology, 53, 188–196.

  • Proctor, R. W., & Schneider, D. W. (2018). Hick's law for choice reaction time: A review. Quarterly Journal of Experimental Psychology, 71(6), 1281–1299.

  • Fitts, P. M., & Posner, M. I. (1967). Human Performance. Brooks/Cole.

  • Boyd, J. R. Patterns of Conflict (brifing, 1976–1986, hiç resmi yayımlanmadı); derlenmiş hâli: Hammond, G. T. (haz.) (2018). A Discourse on Winning and Losing. Air University Press.

 
 
 

Yorumlar


  • Youtube
  • Black Facebook Icon
  • Black Instagram Icon

Copyright © 2022 BURKUT Academy - All Rights Reserved.

  • Youtube
  • Grey Facebook Icon
  • Grey Instagram Icon
bottom of page